Hür mektubun metnini İmam Hüseyin (a.s)'a okuyup Hz. Hüseyin'i (a.s) bu yeni emirden haberdar etti.
İmam Hüseyin (a.s): "Öyleyse bırak biz Neyneva, Gaziriyyat veya Şufeyye çölüne inelim" buyurdu.
Hür: "Ben sizin bu teklifinizi kabul edemem. Çünkü ben artık karar almakta özgür değilim. Zira bu mektubu ulaştıranın kendisi İbn-i Ziyad'ın casusudur ve benim en küçük hareketlerimi bile göz altında bulundurmaktadır." dedi.
Bu arada "Züheyr b. Kayn" İmam (a.s)'a şöyle bir teklifte bulundu: "Bizim bu az grupla savaşmamız, bunların arkasında olan kişilerle savaşmaktan daha kolaydır...." İmam Hüseyin (a.s) Zübeyr'in teklifine cevaben. "Savaşı ben başlatmayacağım"[1] diye buyurdu.
Daha sonra İmam Hüseyin (a.s) Hürre hitaben: "İkametimize daha münasib bir yer bulmamız için biraz daha hareket edelim." diye buyurdu. Hür, İmam Hüseyin'in (a.s) bu sözüne muvafakat ederek hareketlerine devam edip Kerbela çölüne ulaştılar. Burada Hür ve dostları; "Burası Fırat'a yakın ve münasib bir yerdir" diye Hazretin bundan daha fazla ilerlemesine mani oldular.
Hz. Hüseyin (a.s) o bölgeye inmeye karar verdiğinde o yerin ismini sordu. Buraya "Taf" diyorlar diye cevap verdiler. İmam (a.s): "Buranın başka bir ismi de var mıdır?" diye sorduğunda "Buraya Kerbela da diyorlar" dediler.
Hz. Hüseyin (a.s) "Kerbela" ismini duyar duymaz şöyle buyurdu: "Allah'ım Kerb ve bela (gam ve bela) dan sana sığınıyorum. İşte burası bizim ineceğimiz (son) yerdir. Allah'a andolsun ki, kıyamet gününde de buradan haşrolacağız. Bu, ceddim Resulullah'ın (s.a.a) vadesidir, O'nun vadesinde hiçbir hilaf yoktur."[2]
İmam Hüseyin (a.s), Muharrem'ül-Haram ayının ikinci günü, hicretin 61. yılında Kerbela'ya vardı, az bir vakfeden sonra dostları, çocukları ve ailesi arasında yer alıp şu hutbeyi irad etti:
"Allah'a hamd, Peygambere salat ve selamdan sonra. İşte başımıza gelen olayı görmektesiniz. Gerçekten dünyanın durumları değişmiş, kötülükleri aşikar olmuş, iyilik ve faziletleri ortadan kalkmıştır. İnsanî faziletlerden ancak kabın dibinde kalan su damlacıkları kadar pek az bir şey kalmıştır... Halklar zillet ve utanç dolu bir hayat sürdürmektedirler. Hak üzere amel edilmediğini ve batıldan kaçınılmadığını görmüyor musunuz? Böyle bir durumda mümin, Allah'a kavuşmayı (şehit olmayı) istemekte haklıdır. Ben böyle bir ortamda ölümü saadet biliyorum, zalimlerle yaşamayı ise alçaklık. İnsanlar dünya kuludur, din ise dillerinde dolaşır, dinin sayesinde geçimleri iyi olduğu müddetçe onu savunurlar, zorluklarla imtihan edildiklerinde ise dindarlar azalır.
<<Devam Edecek>>
Kaynakça:
[1] - Taberi, c. 7, s. 308. Kamil, c. 3, s. 282. Harezmî, c. 1, s. 234
[2] - Nur'üs-Sakaleyn, c. 4, s. 221. Bihar'ül-Envar, c. 10, s. 188
[3] - Tühaf'ül-Ukul, s. 174. Taberi, c. 7, s. 300. Maktel-i Harezmî, c. 2, s. 5. Lühuf, s. 69
[4] - Maktel-i Harezmî, c. 1, s. 245
[5] - Ensab-ül Eşraf, c. 3, s. 185. Taberi, c. 7, s. 319. Kamil, c. 3, s. 285. İrşad, s. 240
[6] - Bu söz "Nefes'ül-Mehmum" kitabından nakledilmiştir
[7] - Kamil-üz Ziyarat, s. 37
[8] - Belağet'ül-Hüseyn, s. 190
[9] - Taberi, c. 7, s. 327. İbn-i Asakir, s. 211. Kamil, c. 3, s. 287. İrşad-ı Mufid, s. 233
[10] - Taberi, c. 7, s. 328. Kamil, c. 3, s. 287. İrşad-ı Mufid, s. 234. Maktel-i Harezmî, c. 1, s. 253
[11] - Maktel-i Harezmî, c. 1, s. 253
[12] - Ensab-ül Eşraf, c. 3, s. 188
[13] - Bu hutbe az bir farkla Tühaf'ül-Ukul, s. 171 de, Maktel-i Harezmî, c. 2, s. 7-8 de, Lühuf, Maktel-i Avalim ve Tezkiret-ül Havas kitablarında nakledilmiştir. Fakat biz Maktel-i Harezmi'den naklettik.
[14] - Lühuf, 89. Maktel-i Harezmî, c. 2, s. 9
[15] - Maktel-i Mukarrem, s. 337
[16] - Maktel-i Harezmî, c. 2, s. 33
[17] - Lühuf, s. 110
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder